
Aşkımın Güneyinde
Mevsim bahara yaklaşırken sığınaklarından biri olan Kadıköy’deki o kafede buldu kendini Irmak. Yeşilçam müzikleri kulağında, duvarda nostaljik resimlere bakarak kahvesini yudumlamaya başladı. Üst üste kaybettiği sevdikleri, anılarla belirdi gözlerinde. Güçle
Mutluluk Mahallesi
Sevgili çocuklar, yaşadığınız evin önünde, mahalle arkadaşlarınızla oynadığınız oyunları özlediniz mi? Seksek, saklambaç, yakan top… Yoksa bu oyunlar size artık yabancı mı geliyor? Öyleyse buyrun Mutluluk Mahallesi’ne… Dostluğu, arkadaşlığı hemen
Arkada Çok Güzel Bir Dünya Var
Mevsimlerden sonbahar. Cemre Dost Kitabevi’nden çıkmış, elinde kitap poşeti, Yüksel Caddesi’ne doğru yürüyordu. İnsan Hakları Heykeli’nin önüne geldiğinde bir an için istemsiz olarak durakladı. Bu heykel kendini bildi bileli buradaydı.
Kesik Bir Ayak
Ağaçları, çiçekleri, böcekleri ismiyle çağırırdı. Hangi otu nerede bulacağını, hangisinin yeneceğini, hangisinin yenmeyeceğini iyi bilirdi. Bulutların şekline bakıp haber verirdi yağmurun yağacağını. Kimse öğretmeden bilirdi bütün bunları. Allah vergisi bilirdi.
Rehberim Louis
1942’nin kasım ayında, annem elinde rostoyla salondaki masaya doğru geliyordu. Babam büyük bir neşeyle Louis Armstrong’un sesine bırakmıştı kendini. O komik dansın özgüveniyle anneme doğru yürüyordu. Annem ona gülümseyerek bakıyor,
Aşkın Son Günü
Onunla ne konuşabilirdim? Evet, aradan geçen yirmi bir yılı anlatmakla başlayabilirdim. Bu epeyi vakit alırdı sanıyordum. Ne oldu o yirmi bir yıl boyunca? Üniversiteye gittim, mezun oldum, bir işe girdim,
Kargadaş
Nar ağacının dalları hışırdadı. Serçe sürüsü gelip yüksekteki dala kondu. Uzun uzun cıvıldadı. Kiraz’ın etrafını, onu teselli etmek istercesine saran hindiler de koro halinde guruldadı. Serçeler aniden havalandı, mavi saydamlıkta
Dardağan
Uzatma Dardağan. Tüm bunlar bir tek senin başına gelmiyor. Tesla, Ronaldo, LeBron James, Van Gogh, onları da babaları terk etmiş. Bu da senin sınavın. Dön de pencereden dışarıya bir bak.
Yalnızlık Baladı
Kurumuş gündöndü sapını ateşin altına attı helvayı kavuran kadın. Bir başkası çamaşır kazanını yaktı. Çırılçıplak gezinen çocuk kazanı görünce yıkanmaktan korkup ağlayarak kaçtı. Ateşi harlandı suyun. Helvanın kokusu tütsü gibi
Bu Dünyadır
Ali Çağlar Kale, hayatın kıyısında ve tam ortasında duran insanların öykülerini ustalıkla anlatıyor. Gündelik hayatın içinden kopup gelen karakterler, büyük hayallerle küçük gerçeklerin çarpıştığı hikâyelerde hayat buluyor. Kaybolan çocukluklar, suskun
Âşığın Başına Bir Şapka Koydum
Yine geceyi devirdi Öldürmeye özlemler arıyor Çocukluğumun yara izleri, Bu hâlde bulsa ne olur beni Suyum çıkmış Teslim olmuş saçlarına Diz çökmüş ellerim, Hem şiir, alt alta yazılan Aciz birkaç
Kin Tutulması
Kin Tutulması, barındırdığı çeşitlilikle okuru duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Barış ve uyumun zarif yansımaları, kin ve öfkenin sert dokunuşlarıyla harmanlanıyor. Her bir şiir, yaşamın farklı bir yanına ayna tutuyor; bazıları
Girdaptaki Göl Çiçeği
“Öyle diyor ya eski hikâyeler, dünyanın ucundan sonra o büyük okyanusu ve güneşin kapılarını geçince rüyalardaki insanların yaşadığı yere varılırmış. Rüyalara oradan kalkıp da gelirler ve geri dönerlermiş. Belki de
Aslından Satılık
“Tanrı’nın herkesi işittiğini unuttu bir an. En çok da Arif Ağa’yı, onun adadığı adakları, taktığı altınları, kestirdiği kurbanları, akıttığı kanları, kıldığı namazları. Kurban sever, demişlerdi Tanrı. Köprüye adımını attığı sırada
Zango
Gerçekle hayalin iç içe geçtiği bir dünyada her öykü yeni bir kapı aralıyor. Zango, okurlarını beklenmedik anların ve derin karakterlerin dünyasında yolculuğa çıkarıyor. Bu kitabın sayfalarında gölgelerin içinden ışık dolu
Önce Kaos Vardı
“Başta çabuk biter sanmıştım. Yaşlıydı. Bir insan kendini kaybettikten sonra yaşamanın ne manası vardı. Ama üç yıl sürdü. Üç yıl gidip geldi. Bazen kendini küçük bir çocuk sanıyordu. Annesine sesleniyordu.
Patetik Sonat
“Bak, insanın hayatında önüne çok yol çıkar. Bu yollar seni bazen iyiye bazen de kötüye götürür. Ama o yollara girmeden iyiyi de kötüyü de göremezsin. Mecburuz bir kere dalacağız oralara,
Şugar
“Sevgili insanlar, Hoşgeldiniz. Eminim buradaki herkes, beyaz tavşanın ardından tavşan deliğine, bambaşka bir dünyaya düşen kızın hikâyesini biliyordur. (Arada şarkıların sözleri duyuluyor.) One pill makes you larger and one pill
Kargadaş
Nar ağacının dalları hışırdadı. Serçe sürüsü gelip yüksekteki dala kondu. Uzun uzun cıvıldadı. Kiraz’ın etrafını, onu teselli etmek istercesine saran hindiler de koro halinde guruldadı. Serçeler aniden havalandı, mavi saydamlıkta